SEKTÖR - STK
Giriş Tarihi : 01-07-2019 14:54   Güncelleme : 02-07-2019 12:46

Balık Aşkını el emeği ile buluşturanlar : Soner Biltekin

Olta Haber olarak, yerli tasarım ve arge dinamikleri ile tasarlanan ve el emeği ile üretilen ürünleri desteklediğimizi evvelce ifade etmiştik. Bu konuda faaliyet gösteren kişi ve kurumların çalışmalarına burada yer vermeye devam edeceğiz... Bu çalışmalara Soner Biltekin ile başlıyoruz...

Balık Aşkını el emeği ile buluşturanlar : Soner Biltekin

 

Merhaba, benim adım Soner BİLTEKİN. 1975 doğumluyum. Bursa’da ikamet ediyorum. Evliyim ve iki kız babasıyım. Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu İnşaat Bölümü mezunuyum fakat mesleğimi yapmıyorum. 2000 yılında askerlik dönüşü 1999 depremi sonrası durgunlaşan inşaat sektöründe iş bulamayınca çocukluktan beri süregelen hobimi meslek edinip, evcil hayvan sektöründe (petshop) çalıştım. 2014 yılında bu sektörden ayrılıp, fabrikada çalışmaya başladım. Halen bir otomotiv yan sanayi fabrikasında punta kaynak robot operatörü olarak çalışıyorum.

Çocuk yaşlarda babamla birlikte gittiğimiz balık avlarıyla başladı diyebilirim balık avına olan ilgim. Genellikle tuzlu suda olta atardık. Balığın bol olduğu güzel dönemlerdi o yıllar. Yine babamla tatlı su avı için gittiğimiz bir gölde bütün  gün hiçbir şey tutamayıp, üstüne bir de güneşten feci şekilde yanınca, tatlı su avına evlendiğim 2014 yılına kadar bir daha hiç gitmedim. Bir gün kayınbiraderim “Amcaoğulları ile balığa gidiyoruz. Hadi sen de gel enişte” dedi. Yakınlardaki bir baraj gölünde 4 kişi yaklaşık 5-6 saat olta attık. Tutulan toplam 6 balığın 4 tanesini ben tutunca, tatlı su avına olan küskünlüğüm son buldu. O günden beri fırsat buldukça tatlı su avlarını daha çok tercih eder oldum. Avlanma şekli olarak her ne kadar yemli ve beklemeli avların kendine has güzel yanlarını sevsem de, ben spin avlarını, özellikle light spin avlarını daha çok tercih ediyorum. Beklemeli avlarda özellikle gece cırcır böcekleri ve kurbağa sesleri eşliğinde kamışın ucundaki ışığın titremesini beklemek oldukça keyifli ve dinlendirici geliyor bana. Fakat light spin avında dere boyu dolaşıp, su ve kuş sesleri eşliğinde doğanın muhteşem manzaralarında dolaşmak gibisi yok bana göre. Belki fiziksel olarak daha yorucu, ama ruhu daha fazla dinlendiren bir avlanma şekli olduğunu düşünüyorum.

Light spin ile genellikle sportif olarak Tatlısu kefali (kasna) avlamayı seviyorum. İki sene önce bir arkadaşımla birlikte çılgın aksiyonunun methini duyduğum akbalık (levkit) balığının peşine İznik Gölü’ne gittim ve o muhteşem aksiyonun tadına bakma şansım oldu. Gerçekten anlatıldığı kadar varmış. Bu keyif beni fırsat buldukça İznik’e çekmeye başladı. Levkit avı çok keyifliydi. Fakat bir şey içime sinmiyordu. Levkit avında uzak erim önemli olduğundan, genellikle metal kaşık ya da jig ile avlanılır. Ancak misinayı sararken, maket balık kullanıyorsanız, maketin aksiyonuyla kamışın ucunda hissedilen ve benim çok hoşuma giden o titreşim jig ya da kaşıkta hissedilmiyordu. Ne kadar arasam da istediğim kadar küçük, fakat gramajı yüksek maket balık bulamadım. Bulduklarım da daları fazla olduğundan gölün sığ ve taşlık zeminine uygun değildi. İstediğim boy, gramaj ve dalar özelliklerine sahip bir sahte yapma fikri buradan doğdu. İlk sahteleri pleksiglas kullanarak yaptım. boyut ve gramajı istediğim gibi olsa da, daları ve aksiyonu tam istediğim gibi olmamıştı ilk numunelerin.  Yine de vuruş almış, fakat balığı kıyıya alamadan kaçırmıştım. Bu bile güzel bir histi. Kendi yaptığım bir sahteye balığın tepki vermesi.

Maketi biraz daha geliştirip, eksiklerini gidermeye karar verdim. Balsa ağacı aldım. Balsa ağacıyla yaptığım ilk sahtenin erimi gramajının hafifliği nedeniyle jige göre biraz kısa kalsa da balığın kıyıya yakın dolaştığı bir günde çok güzel bir levkit avı yaptım. Ava beraber gittiğim arkadaşımın jig ile sadece 1 tane balık tutabildiği bir günde benim 6 balık tutmuş olmam, o gün o avda kendi yaptığım sahteyle balık yakalamanın hazzını bir kat daha artırmıştı.

Testi başarı ile geçen sahtemden birkaç tane daha yapıp yedeklemek istedim. Malum spin avında dala, köke takılarak ya da sürpriz boyda bir balığın ağzında kalarak sahte kaybetmek gayet olağan. Ama ne mümkün. Önce “bunu bana versene” ve “bana da yapsana” diyenler peydah oldu. Sonra  “bize de yap da parası neyse verelim” diyenler oldu. Hiç kimseyi kırmayayım, bir sahte için gücendirmeyeyim derken, baktım ki talepler günden güne artıyor. Yurt dışından el yapımı sahte üretenlerin imrenerek izlediğimiz videolarını düşününce, bizim ülkemizde neden olmasın diye düşündüm. Aslında bu ülkemiz balıkçılığı için büyük bir eksikti. Genellikle yaptığım bütün işlerde olduğu gibi bu işi de ya düzgün yapacaktım, ya da hiç yapmayacaktım. Testlerde başarı elde eden ve balık kandırabilen sahteme önce bir isim, bir marka bulmalıydım. Maket balık ya da sahte balık isminin yanısıra bu ürünlere kandırıcı da deniyor malumunuz. Ve balıkçılıkla alakalı olmasa da tarihte bilinen en eski kandırıcılardan biri olan TRUVA ATI geldi aklıma. Düşmanın içine sızarak zaferle sonuçlanan bir mücadelenin baş kahramanının ismini sahteme koymak çok manalı geldi bana. Sahtelerim de balıkların arasına sızıp, zaferle sonuçlanan mücadelelerin kahramanı olsun istedim. Ayrıca her iki kahramanın da ahşaptan yapılmış olması da diğer bir ortak özellikti.

Seri üretimine karar verdiğim Truva’ların, piyasada kendini kanıtlamış ve bilinen onca sahte varken tercih edilmesi için birkaç nedene ihtiyaç vardı. Öncelikle reklama ihtiyaç vardı. İsmi ve marifetleri duyulmalıydı. “En iyi reklam, müşteri memnuniyetidir” diyerek Facebook üzerinde “Truva Handmade Lures” sayfasını açarak ilk Truva kullanıcılarından Truva ile yaptıkları avların fotoğraflarını paylaşabileceği bir ortam hazırladım. Sayfamı birkaç grupta paylaştıktan sonra ve Truva kullanıcılarından güzel geri dönüşler olmaya başladıktan sonra talepler artmaya başladı. Ayrıca üyesi olduğum bir grupta her yıl düzenlenen hediye çekilişi için de birkaç Truva göndererek, Truva’nın kullanıcı sayısına katkıda bulundum. Artan taleplere yetişmekte zorlanmaya başladım. Çünkü evimi geçindirmek için çalıştığım fabrikadaki işimden ve ailemden arta kalan zamanlarda maket balıklarla ilgilenebiliyorum. Benim için halen bir nevi hobi olan maket balık üretimindeki hedefim, günden güne daha kaliteli ürünler yapabilmek ve insanlara pahalı maketlerden daha uygun ücrete işe yarayan ürünler sunabilmek. Ayrıca el yapımı maket balık üretimine ilgi duyan insanlarla bildiklerimi paylaşarak, ülkemizde bu iş ile uğraşanların çoğalmasına yardımcı olmak.

Geçtiğimiz ay bir yaşını dolduran Truva’nın bir yılda geldiği noktaya şimdi bakınca görüyorum ki, bu benim yaptığım şey ülkemiz balıkçılığı için gerekli ve biraz da geç kalmış bir iş. Umarım ki ilerleyen yıllarda el emeği ile maket balık üretenlerin sayısı artar ve pahalı markalara harcanarak yurt dışına akıtılan paralar ülkemizde kalır.

El yapımı maket balık üretiminde kullandığım malzemelerle ilgili de aynı hassasiyeti göstererek, mümkün olduğunca yerli marka ürünler kullanmaya gayret ediyorum. Kullandığım malzemeleri ve nereden temin ettiğim ile ilgili liste şöyle:

  1. Balsa ağacı (ithal) hobi marketten temin ediyorum.
  2. Paslanmaz çelik tel (iç piyasadan)
  3. Kurşun (iç piyasadan)
  4. Dolgu verniği (iç piyasadan)
  5. Astar boyası (iç piyasadan)
  6. Su bazlı akrilik boya (iç piyasadan)
  7. Akrilik oto boyası (iç piyasadan)
  8. Epoksi (iç piyasadan)
  9. Yapıştırıcı (iç piyasadan)
  10. Gözler (ithal)
  11. Hologram transfer folyosu (ithal)
  12. Split halka (ithal)
  13. Üçlü kanca (ithal)

 

Bugüne kadar el yapımı malzemeler konusunda hiçbir medya kuruluşu el ile malzeme üreten bizimle ilgili bir haber yapmadı ve sorunlarımızla hiçkimse ilgilenmedi. Olta Haber'e bu konuyu gündeme getirdiği için teşekkürlerimi sunuyor, Olta Haber'in camiamızın sesi olacağına inanıyorum.

NELER SÖYLENDİ?
@
HAVA DURUMU
Yol Durumu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Amatör Balıkçılık Spor mu yoksa Hobi midir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Hanımdan nasıl izin alınır :)
E-Bülten Kayıt