Peter SALVATORE
Peter SALVATORE
Giriş Tarihi : 16-12-2019 21:01

Kaçak Avcılık

 

Merhabalar

Bu yazımda sizlere, bir doğasever olarak ve insanlardan daha çok önemsediğim ama beni gerçek anlamda rahatsız eden, kaçak avcılık ile ilgili düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım.



Her zaman söylediğim gibi ülkemiz üç tarafı denizlerle kaplı ve bir iç deniz olan Marmara’nın da ilginç yapısı sayesinde dünyadaki birçok ülkeden bizi ayırmaktadır. Dört mevsimi ve farklı coğrafyaları yaşayabileceğiniz başka bir ülke yok aslında. Ya çok tropik ya da çok soğuk coğrafyalar görüyor biliyoruz.

Mücevher zenginliğinde olan bu güzelim toprakları yüzyıllardır koruyamamış sanki yok etmek için de elimizden gelen her türlü kötülüğü yapıyor gibiyiz. Bu görüntü benim gibi doğa tutkunu olanları rahatsız ediyor. Ne yazık ki denizci bir toplum değiliz. Sekiz, on bin liralık bir fiberglas tekne alıp üzerine on beş beygirlik bir motor takarak tekne kullanmak kişiyi denizci yapmaz. Ya da 45 yaşından sonra denizci olamazsınız ve bunun önemini de kavrayamazsınız. Ya denizci doğarsınız ya da küçük yaşta denizcilerle iç içe olup onlar tarafından yoğurulursunuz. Maalesef bu iş sonradan kana bulaşmıyor.

Durum böyle olunca da denizlere verilen önem ve hassasiyet ortada. Sosyal medyada arada kaçak avcılıkla ilgili haberler döner durur ve altına yüzlerce mesaj atılır ve anında küfürleşme, kavga başlar. Örneğin, zıpkıncı scubacıyı suçlar, o da diğerini. Kısır döngü böyle sürer gider. Sosyal medya üzerinden klavye fedailiği yapmaktır bu. Bir çözüm de getirmez.

Öncelikle bunu gerçekten çözmek isteyip istemediğimize karar vermemiz lazım. Hepimize yapmamız gereken yurttaşlık görevi olduğu gibi devletin en üst birimlerinin ele alacağı noktalar da vardır. Eğer devlet yetersiz kalıyorsa, o zaman sivil toplum örgütlerinin bir araya gelip, birlik olup çalışması lazım. (Ama EGOLARI bir kenara bırakarak). Çünkü bu işlerde sen ben olmamalı. Yok o şu kadar yaptı diğeri bu kadar, bunlar hem zaman kaybı olur hem de boşa enerjinizi sarfetmiş olursunuz. Ben kendi videolarımda da kaç kere seslendim, gelin sualtı temizliği yapalım. 50 kişinin suya girmesine gerek yok üç beş kişi bile her dalışında bir iki şey çıkarsa yurt genelinde denizlerin durumu birden değişecektir, dedim. Maalesef çevre duyarlığımız pek yok. Yediğimiz cips poşetlerini denize atıyoruz. Denizleri çöplük olarak görüyoruz. Çok basit bir yuvarlak döngüsü örneği anlatacağım ki bunu daha evvel de anlatmıştım.

 


Siz çocuğun boyu kadar olan cips poşetlerini eline tutuşturduğunuzda ve daha sonra çocuk ya da ailesinden herhangi biri onu denize attığında, bir süre sonra o alüminyum poşetin dibe gittiğini görecektir. Ancak o alüminyum poşet yok olmayacaktır. Zaman içinde üzerini mikro organizmalar kaplayacak ve orada bir yaşam başlayacaktır. Daha sonra balık türleri o cips poşetinin üzerindeki organizmaları kemirmeye başlayarak karınlarını doyurduklarında aslında alüminyum ağırlıklı beslenmiş olan balığı bir süre sonra siz tüketmiş olacaksınız. Bu 360 derecelik döngüde, başlatmış olduğumuz felaketin içine hem ekosistemi hem de kendimizi yok etme eğilimine girmiş olduğumuz anlamına gelir. Bu kirlenmenin içine plastiği ve diğer bütün atıkları koyabilirsiniz.

Bunları neden çöp kutularına değil de denizlere atıyoruz ?

Bakınız oksijenin %70’inden fazlasını denizlerden elde ederiz. Bugün denizleri sadece balık olarak düşünmeyin. Bir mercan kolonisini yok edersek kendimizi de yok ettiğimiz anlamına gelir. Çünkü atmosferin dengesini, oksijeni sağlayanlardandır deniz mercanları.



Mercanların yok olması (maalesef hızlıca yok olmaktadırlar) bizlerin ciddi sıkıntılarla karşılaşacağımızın göstergesidir. Kendinizi düşünmüyorsanız, çocuklarınızı düşünün. Onlara bunu yapmaya hakkımız yok. Balıkçıların durumu da vahim. Çünkü kendi bindikleri dalı kesiyorlar. Bugün istavrit bile değil kraçaların kilosu 60 liradan gidiyor. Popülasyon o kadar hızlı yok oluyor ki bunun sebebi bizleriz.

Sosyal medyada gezen bu denli zıpkıncı, scubacı olayına troller ve algarnaların yaratmış olduğu yok edici tahribatın ne dolduğu konusunda kimse bir şey demiyor.

Yine bir önekle açıklamaya çalışayım.



Kışın derin sular ısınır. Bu yüzden bir çok canlı irili ufaklı derine gider. Sebebi hem sıcak olması hem de yumurtlama dönemini o derinliklerde yapıyor olmasıdır. Trol ya da algarna, örneğin karides çekenler 80-90 metre daha derinden, o tabağımıza gelen kırmızı karidesleri dibi tarayarak durmadan çekerler. Buraya sadece karides mi girer? O çektiği alanda ne var ise herşey girer, yumurtlamış olan bir çok türün de yumurtasını yok etmiş oluruz. İşte o sene, örneğin kalkan beş yüz bin üremişse, diğer sene yüz bine ve daha sonrada sıfıra yani yok olma noktasına gitmektedir. Daha sonrada balıkçı tablalarında buzhane balıkları ya da kolyozu uskumru diye satan bir çok yerle karşılaşırız. Bu domino etkisi insanların yaratmış olduğu bir durumdur. Oysa o canlıyı rahat bıraksa her sene onu makul sınırlar içinde avlamış olacaktır.

Maalesef her şeyi elimizden kaybettikten sonra değerini anlamış olacağız ama o zaman da iş işten geçmiş olacak. Bile bile, göre göre bir şeylerin elinden kayıp gitmesi insanlığın egosu mu, yoksa kültürsüzlüğü mü çözmüş değilim.

Umuyorum tez zamanda bu durum terse döner. Doğanın bize ihtiyacı yok, biz yokken de o vardı, ama bizim doğaya ihtiyacımız var. Hepinize sağlıklı, huzurlu bir hafta dilerim.

Çalışmalarımı web sitemden takip edebilirsiniz. Sitemden Youtube’ taki kanalıma da bağlanabilir oradaki videolarımı da takip edip abone olabilirsiniz. Doğada ve mavide kalmayı unutmayın.

Bir sonraki yazıma kadar şimdilik hoşçakalın.

Peter Salvatore

 

Instagram: peter_salvatore
Web Site: www.psalvatore.com
Facebook: Peter Salvatore



 

NELER SÖYLENDİ?
@
HAVA DURUMU
Yol Durumu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Misina ağlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt